“Kaygılarımızın kışı” John Steinbeck’in diğer romanlarına hiç benzemeyen; etkileyici, sıra dışı ve ince ince işlenmiş örgüsüyle harika bir iç hesaplaşma romanı…

Varsıllıktan yoksulluğa, sınıfsal düşüşün yarattığı buhranı, bireyin hırsları uğruna içten içe çürümeyi göze alabilmesini, “aile-mahalle baskısı”nı o kadar iyi anlatmış ki Steinbeck, Ethan Allen Hawley’in beyninin içinde siz de bir pişmanlık yolculuğuna çıkıyorsunuz! 



Okurken zaman zaman çevre kontrolü bile yapıyorsunuz, sanki sırlarınız ya da planlarınız başkaları tarafından anlaşılacakmış gibi.

İnsanların büyükçe bir bölümü kendilerini kirli görmek yerine, diğerlerini daha da pis görüp yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışırken, Ethan Allen Hawley gibi insanlar kafalarının içinde kurdukları ve yargıcı vicdan olan mahkemede kendilerini en ağır şekilde yargılıyorlar.

Çok şaşırtıcı, tokat gibi çarpan bir finali var… Hatta son iki sayfayı, acaba yanlış mı anladım diye birkaç kez okuduğumu söyleyebilirim.

Hadi bir itirafta da bulunayım size; aslında ben bu kitabı okumadım, yaşadım! O yüzden okurken, çevremde kimsenin olmamasına özen gösterdim… Öylesine etkiledi, sardı, sarmaladı beni…

Ve adet olduğu üzere kitaptan;

“Yeterince para diye bir şey yoktur. Yalnızca iki ölçüt vardır. ’Sıfır Para’ ya da ‘Yetersiz Para’. Ve sakın unutma, paran ne kadar çok olursa o kadar yetersiz kalır!”