Annem 10 yıldır kanserle yaşıyor. Anlatılmaz derecede kötü, kritik aylar geçirdik. Annemin hastalığı uzadıkça ve profesyonel hasta/hasta sahibi olunca işin trajik yanlarından ziyade komik taraflarıyla eğlenmeyi de öğrendik.
Son derece güçlü bir kadındır annem. Öyle ki hastalığı boyunca herkesin dayanması için kurduğu bu cümleyi duymaktan bıktı; kendi için değil başkalarını yüz üstü bırakmamak adına dayanmaya devam etti. Sıkıcı bir durum hastayken bile güçlü görünmeye çalışmak. İki şehirde sürdü tedavimiz, birisi evimiz diğeri annemin doğduğu topraklarda.

Doğum günü pastası tek mumlu serum
Annem tatlı dillidir, gençleri de özellikle sağlıkçılarsa çok sever. Sabah akşam onlara dua ve iltifatlar eder hangi tedavi ya da çekim için gitsek. İlk ameliyatımız annemin doğum gününe denk geldi. Yattığımız tıp fakültesinde cerrah olan kuzenim annemin odasına serum şişesi üzerinde mumla gelip, “doktorun pastası böyle olur” dediğinde kötü sürecimizin eğlenceli yanlarını keşfetmeye başlamıştık bile!
Tek seferde haftalarca çok kaldık hastanede. Pandemi başlangıcını bile hastanede tutsak kalarak kutladık. Annem genelde odası manzaralı ve havaalanına bakıyorsa inen uçakları sayardı “aha biri daha iniyor.” Ağaçlara bakıyorsak onlarla konuşurdu. Yine uzun kaldığımız bir dönemde annemin ağaçla konuşması: “Bak yakında hastaneden çıkıyorum bugün yarın çiçek açtın açtın. Yoksa bozuşuruz!”
Organsız da yaşayabilen kadın
Annemin iç organlarının bir kısmı (bağırsak) tamamen ya da kısmi alındı. Doktor binici kez annemden ultrason istemişti. Annem birkaç dakikalık işlemden geç çıktı. Ne oldu diye sorduğumuzda yeni bir fıkra dinledik annemden:
“Baktım uzun sürdü içimden dedim herhalde çeken çocuk acemi. Çekinerek sordum ‘oğlum neden bu kadar uzun sürdü’ diye, dedi ki ‘teyze organlarını bulamıyorum!’” Annem cevabı yapıştırmış, “oğlum sorsaydın ya söylerdim bende organ yok ki boşuna yordun kendini.”
Acil servis eğlencelerimiz
Kanser ağır bir hastalık ve annem sık sık fenalaşır acillere gideriz. Ancak her gidişimizde sebep ve seyir belli olduğu için serumla ve birkaç gün yatmayla çok şükür evimize hep sağ salim döneriz. Bahsettiğim gibi iki şehirde birden tedavi gördüğümüz için İstanbul ve Trabzon’daki çoğu hastanenin acil servisini ezber ettik. Çapa’nın aciline ilk gidişimizde ise annem, “İlknur çok şükür burayı da gördük” demiş gülüşmüştük. Acillerin hangisi daha güzel yarıştırmalarına bile başlamıştık hatta.
Çapa’da yatarken tavandan birdenbire kedinin düşüşü ve telaşla kaçmasıyla kahkahalara boğulduk. Millet ay oy can derdindeyken bize deli mi bunlar diye bakıyor, annem hala ısrarla gülsünler diye hemşirelere de olayı anlatıyordu.

İhmale gelmez kraliçe
On yılda stajyer olan doktorların büyüyüp uzman doktor çıktığını, evlenen çoluk çocuk sahibi olan hemşireleri, emekli ya da başka hastaneye tayin olanları gördük. Tıp fakültesi ailesinden olmuştuk artık annemle. Hastaneye girdiğimizde özellikle genel cerrahi bölümünde kraliçeler gibi karşılanıyor, herkesle sarmaş dolaş özlem gideriyor hale geldik.
Hastane taburcularımızda şenlik gibi geçiyordu çünkü doktorlar, hemşireler, hastane personeli, yemek dağıtanlar bizi çok sevdiği için gitmemize de üzülüyorlardı. Hediye alıp vermeler ise çoktan başlamıştı.
Çok emekleri var bizde sağ olsunlar. Hani parayla bile yapılacak iş değil derler ya tıp çalışanları için aynen bu durum geçerli. Koşulsuz fedakârlık, sevgi, işine ve insanlara bağlılık olmadan yapılacak iş değil. O yüzden lütfen siz sakın sağlık çalışanlarına kötü davranan gruptan olmayın. Kötü bir durumda gittiyseniz bile işi eğlenceye vurun tıpkı annemle benim gibi.