İslam’ın beş şartından biri olan hac ibadetinin yapıldığı günlerdeyiz. Bütün dünyadan 2,5 milyon hacı adayı bugün Arafat’talar.

Öğle namazı kılındıktan sonra vakfeye duracaklar ve bu ibadetin en mühim gereğini yerine getirmiş olacaklar. Hem mal hem de beden ile yapılan ibadetlerden olan hac, her Müslümanın bilmesi lazım olan meşhur 32 farzın da içindedir. Ülkemizden de bu önemli ibadet için gerekli şartları taşıyan Türkiye’den giden 88 bin 430 hacı adayı vatandaşımız, yıllardır hayalini kurdukları emellerine kavuşarak bu sene hacı olacaklar.

Bizler de yarın Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz. Bayram namazını kıldıktan sonra gerekli şartları sağlıyorsak üzerimize vacip olan kurbanımızı keseceğiz.

MUHTEŞEM YARDIMLAŞMA

Hicret’in ikinci yılından itibaren Peygamber efendimiz ve Ashabı her yıl Zilhicce ayının 10’unda kurban kesmişlerdir. Bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadar kesilebilir. İlmihâl kitaplarında yazılanlara uygun olarak kesmek gerekir. Kurbanı kesilecek yere sürükleyerek çekmek, bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur.

Önce diz boyu çukur kazılır. Kurbanın gözleri tülbent ile bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra “Bismillâhi Allahü ekber” diyerek kesilir. Etinin üçte birini evine ayırmak, üçte birini komşulara, gerisini de fakirlere vermek müstehaptır.

Kurban ibadetiyle ilgili olarak Kur’ân-ı kerîmde çeşitli ayetler vardır. Bunlardan ikisinde mealen şöyle denilmektedir: “Kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belirli günlerde kurban ederken Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan hem kendiniz yiyin hem de sıkıntı içindeki fakirlere yedirin.” (Hac, 22/28), “Her ümmet için, kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık.” (Hac, 22/34).

İSLAM’IN BEŞ ŞARTINDAN BİRİ

Hac ibadeti Hicret’in 9. yılında farz oldu. Peygamberimiz o yıl Hazreti Ebû Bekr’i emir tayin ederek Ashabını hacca gönderdi. Ertesi yıl yüz tane kurbanlık deve hazırlayıp kendisi hacca gitti. Bu Peygamber efendimizin hem ilk hem de son haccıdır. Hacdan döndükten üç ay sonra vefat etti. O sebeple bu hacca “Veda Haccı” denir.

Bir ibadet olarak “hac”, belli bir yeri, belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak ziyaret etmek demektir. Bu belli yer Kâbe-i muazzamadır. Kâbe yeryüzünde yapılan ilk mabettir. Cenabı Hakk’ın emriyle Âdem Aleyhisselam tarafından inşa edilmiştir. Yeryüzünün en kıymetli yeridir. Dünyadaki bütün Müslümanların günde beş vakit namaz kılarken yöneldiği kıblesidir. Kıble, Kâbe’nin binası değil arsasıdır. Yani yerden Arş’a kadar, o boşluk kıbledir. Bunun için denizin altında, yüksek dağların tepesinde ve uçakta da namaz bu yöne doğru kılınır. Hacı olmak için de aslında Kâbe’nin binasına değil, o arsaya gidilir.

Rivayetlere göre Âdem Aleyhisselam’ın inşa ettiği temelin üzerine Cenabı Hak bir ev indirdi. Bu ev Cennet yakutlarından bir yakut olup parıl parıl parlıyordu. Cennetten gelen bu ev Âdem Aleyhisselam’ın vefatından sonra tekrar göklere kaldırıldı. Evlatları önceki temellerin üzerine taştan ve çamurdan bir bina yaptılar. Bu bina Nuh Aleyhisselam zamanındaki Tufan’a kadar zaman zaman tamir edildi ise de Tufan’da yıkıldı. Ancak bulunduğu mevki insanlar tarafından bilinir ve saygı gösterilirdi. Nihayet İbrahim Aleyhisselam Kâbe’yi yeniden yapmak üzere Cenabı Hakk’ın emriyle Mekke’ye geldi. Oğlu İsmail Aleyhisselam ile Hacer validemizi yıllar önce oraya bırakmıştı. Hazreti İbrahim ile oğlu Zemzem kuyusunun başında karşılaştılar ve sevinçle birbirlerine sarılıp hasret giderdiler.

Kâbe-i Muazzama, İbrahim Aleyhisselam’dan sonra zaman zaman yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Bunlardan biri de Peygamber efendimize peygamberliği bildirilmeden önce olmuştur. Hatta Peygamber efendimiz Hacerü’l-esvedi yerine kimin koyacağı konusunda Kureyş kabileleri arasında çıkan anlaşmazlığı güzel bir şekilde çözmüştür. Bir örtü istemiş, onu yere sererek Hacerü’l-esvedi örtünün üzerine koymuş ve “Her kabileden bir kişi bir ucundan tutsun” buyurmuştur. Taşı, konulacağı yere kadar kaldırtmış, sonra kendisi taşı kucaklayıp yerine koymuştur. İşte 1434 senedir Müslümanlar bu mübarek mekânları ziyaretlerinde hem hac farizasını yerine getirmekte hem de Âdem, İbrahim, İsmail ve Muhammed Aleyhisselam’ın bu kutlu hatıralarının izlerini sürmekte ve sanki o günlere dönerek bunun zevkini yaşamaktadırlar.

Bayramınızı candan kutlar, ailelerinizle birlikte ağız tadıyla güzel bir bayram geçirmenizi temenni ederim.