İlkeli Söz; Kalbinle hatırlayıp sürekli andığın biri varsa, bitmemiştir. Gün gelir devran döner tam da hayal ettiğin gibi hayatının merkezindeki yerini alır.

‘Hepsi şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesildir 1948’den 1970’e.
Biraz tanıyalım mı onları!.

1948 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 75 yaşında hala idealist, hala koşulsuz şartsız hayallerinin peşinde koşanlar.

Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış.

Şeker çuvalından pantolon, canik lastikten ayakkabı giymiş, okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş, bir garip nesil. Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış. Hatta bir çoğunun hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış. Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş.

Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil.

Harp görmüş, darp görmüş.

Baskı, çatışma, sorguda maalesef bazıları işkence bile görmüş! Karakolda sorgu da Filistin askısını, ceza evinde isyanla tanışmış.

En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış!

En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış!

Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil.

Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış.-

68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen savaşçıları da bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır.

Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş.

1948 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış.

Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş.

Çoğu simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır.

Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur.

Muhabbete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamış.

Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir.

Görevini, sorumluluğunu bilen. Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1948 ile 1970 yılları arasında doğan dinazorlar.

İyi bakın, bunlar bu son kalan kadife ye sarılmış çelik yumruk misali yumuşak gözüküp indiği yeri dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının.

Bunlara iyi bakın, çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere.

Bunların üretimi sonlandı.

Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalktı kalkıyorlar.

Neden bu nesil özel biliyor musunuz?

Hayat bu nesli sınadı, ama tüketemedi.

Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi.

Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi.

Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir.

Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir.

Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir.

Yani bu 1948 ve 1970 yılları arasında doğan dinazorlar tam bir müzelik antika nesildir.

Onun için 1948 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin!.

Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir.

Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin.

Sonra arar da bulamazsınız.

Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır.’ Bugünkü İlkeli Köşemde de bu güzel alıntıyı sizlerle paylaşmak istedim. Böyle bir nesli kaybediyor olmamız hasebiyle sizlere ufak bir hatırlatma yapmak istedim. Hem onlarla sohbet edip onlardan öğreneceklerimizi onları uğurlamadan öğrenelim, hem de dinine kadar cefakar bu nesle yaşarken hürmet edelim.