İstanbul halkının kısaca “Tünel” dediği ve 149 sene evvel 17 Ocak 1875’te hizmete giren Karaköy ile Beyoğlu arasındaki toplu taşıma sistemi, 1863’te hizmete giren Londra Metrosu’ndan sonra dünyanın en eski ikinci, Türkiye’nin ise ilk yeraltı raylı toplu taşıma sistemidir.

Bazı kaynaklarda dünyanın ikinci en eski metrosunun New York Metrosu olduğu yolunda kayıtlar varsa da bu doğru değildir. Çünkü bahsi geçen hat, inşa hâlindeki New York Metrosu’nun sadece 95 metrelik bir deneme bölümüydü. Bu şehirdeki ilk yeraltı raylı toplu taşıma hattı ancak 27 Ekim 1904’te işletmeye alınabilmiştir.

Karaköy (Galata) ile Beyoğlu’nu (Pera) birbirine bağlayan ve aslında 573 m boyundaki tünel içinde hareket eden bir füniküler olan sistemin inşaatı, 1871-1875 yılları arasında 3,5 yılda tamamlandı. Malumunuz hattın iki ucundaki vagonların bir halat sayesinde aynı anda hareket etmesi yani biri yükselirken diğerinin eşit hızda alçalması prensibine dayanan sistemlere füniküler deniyor.

FRANSIZ MÜHENDİS İSTANBUL’A GELİYOR

Her şey Eugène-Henri Gavand adındaki bir Fransız müteahhit ve mühendisin turist olarak 1867’nin Mayıs ayında İstanbul’a gelmesiyle başlıyordu. Gözü açık mühendis, o tarihlerde İstanbul’un ticaret ve bankacılık merkezi olan Galata ile en kalabalık semtlerden Beyoğlu arasındaki caddelerden günde ortalama 40.000 kişinin inip çıktığını tespit etmişti. İnsanların dar ve yokuş olan bu caddelerde yürürken epey ter döktüğünü görünce kafasında bir şimşek çakmıştı. Hem inşaatından hem de işletmesinden para kazanılacak kârlı bir iş olacağını düşünerek asansör tarzı bir demiryolu projesi hazırlayarak önce Fransız hükûmetine başvurmuştu.

Projesi Fransızlardan kabul görmeyince, gerekli krediyi İngiliz sermayedarlardan temin etmiş ve projesini 20 Temmuz 1868’de Osmanlı hükûmetine sunmuştu. Şûrâ-yı Devlet oturumlarında cereyan eden uzun müzakerelerden sonra Sultan Abdülaziz projeyi kabul etmiş, Nafia Nezareti ile Gavand arasında 6 Kasım 1869’da bir sözleşme imzalanmıştı. Sözleşmeye göre imtiyaz süresi 42 sene olacak ancak devlet 15 sene sonra istediği zaman demiryolunu satın alma hak ve yetkisine sahip bulunacaktı. Ayrıca imtiyaz sahibi, elde ettiği gelirden %1,5 oranında bir meblağı devlete ödeyecekti. Bu maddelerden anlıyoruz ki daha 1,5 asır önce tam anlamıyla bir yap-işlet-devret modeli geliştirilmiş ve uygulanmıştı. Sözleşmeye eklenen diğer bir maddeyle sisteme enerji sağlayan buhar makinelerinden çıkacak duman için filtre takma mecburiyeti getirilmesi, daha o zamanlar çevre kirliliği konusuna ne kadar yüksek bir hassasiyet bulunduğunu gösterir.

İLK KAZMA 1871’DE VURULUYOR

İngiliz sermayedarlarla anlaşarak “The Metropolitan Railway of Constantinople from Galata to Pera” adlı bir şirket kuran Gavand, tünelin inşası için gerekli çalışmalara 30 Haziran 1871’de başlamıştı. İlk kazma, bir servis kuyusunun açılması için Galata Kulesi civarındaki Küçük Hendek Sokağı’na geçiş veren bir avluda 1871 Ağustos’unda vurulmuştu.

Tünel elle ve parça parça kazılmış, kazılan bölümlerdeki çökmeleri engellemek için önce tahta kazıklar çakılmış, kazı ilerledikçe iç çeperler taş ile kaplanmıştı. Çıkan toprak dışarıya katırlarla taşınmıştı. Raylar ve iki uçta bulunan her biri 150 beygir gücündeki buharlı makineler yerleştirilerek sistemin inşaatı 1874 Kasım’ında tamamlamış ve deneme seferlerine başlanmıştı.

Aynı anda 150 yolcunun taşındığı ilk vagonların iki tarafı açıktı. O dönemde elektrik olmadığı için vagonların aydınlatması gaz lambaları ile sağlanıyordu.

PARLAK BİR AÇILIŞ TÖRENİ

Nihayet 18 Ocak 1875 günü yerli ve yabancı davetlilerin yanı sıra İstanbul halkının da katıldığı büyük bir törenle Tünel’in açılışı gerçekleştirilmişti. Kış mevsiminde olunmasına rağmen o gün hava oldukça güzeldi. Tören öğle vakti başlayacaktı. Ancak çok daha önceki saatlerde Galata ve Beyoğlu’nda büyük bir kalabalık birikmişti. İnsanlar bir yandan törenin yapılmasını beklerken diğer yandan araba ve yaya olarak tören yerlerine gelen kabine üyesi paşaları, Beyoğlu mutasarrıfı ve Galata kaymakamını, yabancı ülke elçileri ve şirket yetkilileri gibi seçkin davetlileri seyrediyorlardı.

Beyoğlu istasyonunun içi ve dışı çok güzel bir şekilde süslenmişti. Bando takımı günün anlam ve önemine uygun havalar çalıyor, üniformalı görevliler sağa-sola koşuşturuyor, makinelerin gürültüsü ise diğer hepsini bastırıyordu. Nihayet tören, davetlilerle dolu vagonların Beyoğlu’ndan Galata’ya gidişi ve geri dönüşü ile başlamıştı. Sonunda yetkililerce bir seri konuşmalar yapılmış ve İstanbul’un sembollerinden olan bu güzel eser işletmeye açılmıştı.