Dünya nereye gidiyor? Gerçekleri mi konuşuyoruz, yoksa bize gösterilenler üzerinden mi dünyayı anlamaya çalışıyoruz?

Bugün karşımızda üç önemli başlık var: Rusya’daki veba iddiası, Hürmüz Boğazı üzerinden büyüyen petrol krizi ve yapay zekânın geleceği…

İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu gelişmelerin ortak noktası; güç, algı ve kontrol mücadelesi.

RUSYA’DA VEBA İDDİASI: GERÇEK Mİ, ALGI MI?

Rusya’da veba şüphesi ve karantina iddiaları gündeme geliyor. Peki haber doğru mu? Bütün ayrıntıları doğrulayabiliyor muyuz? Hayır.

Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Günümüzde algı, çoğu zaman olgunun önüne geçiyor.

Rusya-Ukrayna savaşı sürerken bu tür haberlerin kamuoyu üzerindeki etkisini sorgulamak gerekir. Elimizde bu haberin savaşla bağlantılı olduğunu gösteren kanıt yok. Fakat bilgi ve algının da artık mücadelenin bir parçası olduğunu görmezden gelemeyiz.

Çünkü bazen bir haberin yarattığı korku, olayın kendisinden daha büyük sonuçlar doğurabilir.

PETROL, BOĞAZLAR VE KÜRESEL GÜÇ

UBS’nin Brent petrol tahminini 80 dolardan 100 dolara yükselttiği, yeni saldırılar ve arz kesintileri hâlinde fiyatın 120 doların üzerine çıkabileceğini öngördüğü belirtiliyor.

Bu tahmin doğru çıkabilir mi? Elbette. Aksi mümkün mü? O da mümkün.

Ancak küresel ekonominin kırılgan olduğu bir dönemde enerji piyasalarına ilişkin beklentilerin nasıl şekillendiğini sorgulamak zorundayız.

Birkaç ay önce şöyle yazmıştım:

“Can boğazdan gelir; dünyanın canı da dünyanın beş boğazındadır.”

Özellikle Hürmüz, Babülmendep ve Malakka boğazları, dünya ticareti ve enerji taşımacılığı açısından hayati öneme sahip.

Bu geçiş noktalarında yaşanacak krizler yalnızca petrolü değil; nakliyeyi, üretimi, enflasyonu ve hepimizin cebini etkiler.

Bütün bunların tek bir küresel planın parçası olduğunu söylemek için somut kanıt gerekir. Ancak enerji yollarının küresel güç mücadelesindeki önemini anlamak için komplo teorilerine ihtiyacımız yok.

YAPAY ZEKÂ: GELECEĞİN EN BÜYÜK GÜÇ SİLAHI MI?

Gelelim yapay zekâya…

Son yıllarda yapay zekânın doğurabileceği tehlikelere dikkat çekiyorum. İşsizlikten bilgi kirliliğine, otonom silahlardan askerî rekabete kadar ciddi risklerle karşı karşıyayız.

Peki yapay zekâ şirketleri neden şimdi bu tehlikeleri daha fazla gündeme getiriyor?

Gerçek güvenlik kaygıları mı, yoksa teknolojik rekabette üstünlüklerini koruma isteği mi?

Her şirketin niyetini bilemeyiz. Ancak bir gerçek var: Teknolojinin risklerini konuşmak başka, geleceğini kimin kontrol edeceğine karar vermek başkadır.

Tarihte nükleer silahların yayılmasını önlemek için uluslararası anlaşmalar yapıldı ama silahlar ortadan kalkmadı. Yapay zekâda da benzer bir rekabet yaşanabilir.

Geleceğin savaşlarında yalnızca tanklar, uçaklar ve füzeler değil; veri, algoritmalar ve otonom sistemler de belirleyici olacak.

Asıl soru şu: Uluslararası kurallar herkese eşit mi uygulanacak, yoksa teknolojik üstünlüğü önceden elde eden ülkeler avantajlarını korumak mı isteyecek?

Bu sorunun cevabını bugünden kesin olarak bilemeyiz. Fakat yapay zekânın insan denetiminde tutulması gerektiğini biliyoruz.

SON SÖZ

Anadolu’da bir söz vardır:

“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.”

Bugün bu sözü yapay zekâ çağında yeniden düşünmeliyiz.

Petrolü kontrol eden enerji dengelerini, bilgiyi yöneten algıları, yapay zekâda üstünlük sağlayanlar ise geleceğin ekonomik ve askerî dengelerini etkileyebilir.

Bütün bunların tek bir merkezden yönetildiğini iddia etmek yerine gerçekleri, çıkar ilişkilerini ve gelişmeleri dikkatle incelemeliyiz.

Çünkü mesele yalnızca teknolojiyi kimin geliştirdiği değil, o gücü kimin, hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullanacağıdır.

Unutmayalım: Yapay zekâ insanlığın en büyük imkânlarından biri olabilir. Ancak gerekli denetim kurulmazsa, kendi geliştirdiğimiz teknoloji geleceğimizin en büyük sorunlarından birine de dönüşebilir.

Geleceği teknoloji kadar, o teknolojiyi yönetme biçimimiz de belirleyecek.