Carpi Diem diye bir söz var; anı yaşa, bu günü yaşa demek. Telaşe etme diyor yani, anı yaşa. Keyfini çıkart. Tasalanma, paniğe kapılma. Bu andan başka, hiçbir şey gerçek değil, ulaşılabilir değil.

Fakat gelin görün ki, yeni çalışmalar bunu bir öteye götürüyor. Geleceği yaşa! Nasıl yapacağız?

Psikolojide bunun ayrı bir adı var: “prospective memory — ileriye dönük bellek.” Yani geçmişte olanları hatırlamak değil, gelecekte yapmaya karar verdiğimiz bir şeyi, zamanı geldiğinde hatırlamak. Yeni araştırma ise bunu güçlendirmek için şaşırtıcı derecede basit bir yöntem gösteriyor: Yapacağınız şeyi yalnızca düşünmeyin, olduğu anı zihninizde canlandırın. Onu yaşayın.

Yöntemin de bir adı var: episodic future thinking (olaysal gelecek düşüncesi). Bilişsel bilimde, henüz gerçekleşmemiş belirli bir olayı zihinde önceden yaşamak anlamına geliyor.

Son derece enteresan bir çalışma:
İlk deneyde 112 üniversite öğrencisi iki gruba ayrıldı. Bir grup ileride yapması gereken işi zihninde ayrıntılı biçimde canlandırdı, diğer grup bunu yapmadı.

Zihninde gelecekteki anı canlandıranlar, yapmaları gereken işi zamanı geldiğinde daha başarılı biçimde hatırladı. Üstelik araştırmacılar ikinci bir deneyle bunun nedenini de belirlemeye çalıştı.

Zihinsel canlandırma, gelecekteki o vakit geldiğinde, yapılacaklara dair bir iş oluşturuyor. Yani beyninize sadece görevi değil, görevin gelecekte karşılaşacağınız sahnesini veriyorsunuz.

Mesela…
Yarın işe giderken kuru temizlemeciye uğramanız gerekiyor. Sadece, “Kuru temizlemeyi unutma” demek yerine gözünüzü kapatıp birkaç saniyeliğine şunu hayal ediyorsunuz;
Arabayı o sokağa sürüyorsunuz, dükkânın tabelasını görüyorsunuz, arabayı kenara çekiyorsunuz ve kıyafetleri alıyorsunuz.

Araştırmanın önerdiği mekanizmaya göre, ertesi gün o sokağı veya tabelayı gördüğünüzde beyninizin “Aaa, bir şey yapacaktım!” deme ihtimali artıyor.

Daha güzel bir günlük örnek de şu:

“Akşam eve gidince annemi arayacağım” demek yerine, kapıdan girdiğinizi, çantanızı bıraktığınızı, koltuğa oturduğunuzu ve telefonu elinize alıp annenizi aradığınızı birkaç saniye zihninizde oynatın.
Beyne küçük bir gelecek fragmanı izletmiş oluyorsunuz.

Araştırmacıların iki deneyde bulduğu sonuç, bu tekniğin hatırlamayı artırırken insanların o sırada yaptıkları diğer görevin performansını bozmadığı yönünde.

Beyin gerçekten de muazzam bir organ. Hâlâ ucu bucağı keşfedilmemiş organlardan. Hayatımızı kolaylaştıracak inanılmaz bir yöntem bulduk bugün. Bundan sonra beynimizde canlandırma yaparak, unutma ihtimalimiz olan “görevleri” beynimize yaşatacağız. Böylelikle “mıh” gibi hafızamızda kalacak. Uzmanlar böyle diyor. Denemeye değer.

Bugün artık yapılacaklar listesi, kâh buzdolabının üzerine mıknatısla tutturulmuş durumda, kâh telefonumuzun dijital ekranında “anımsatıcılar” bölümünde. Ama bu yöntemle, mıknatısları beynimize yerleştiriyor olabiliriz.

Fakat bunu yazarken aklıma o meşhur söz geliyor…
Belki de … Belki de endişe ettiğin gelecekte sen yoksun…

Bu söz, son dönemde özellikle sosyal medyada insanların gelecek kaygısını ve yarın korkusunu yatıştırmak için sıkça paylaştığı aforizmaya dönüştü.

Belki de o gelecekte sen yoksun…. Sürekli olarak okul, iş, para, evlilik ya da yaşlılık gibi geleceğe dair planlar yapıp kaygılanırken, içinde bulunulan anı yaşamayı ıskalamak. [

Belki de o gelecekte sen yoksun… Hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğu ve insanın bir dakika sonrasına bile garantisinin olmadığı gerçeği.

Belki de o gelecekte sen yoksun… "Endişesi yarındı, gece öldü" sözü akla geliyor.

Hayatta kesin olan tek şeyin ölüm olduğu ve bu yüzden uzak gelecek için kendini yıpratmanın anlamsızlığı…

Kısacası bu cümle; insanı yoran belirsizlik kaygısına karşı, direksiyonu "anda kalmaya" ve hayatın getirdiklerini akışına bırakmaya kırmak gerektiğini hatırlatan sert ama rahatlatıcı bir gerçeklik tokatıdır.

Anda kal…
Geleceği hayal et…
Belki de yoksun…

Tekrar görüşelim
DİDEM DEDE