Transfer sezonu kapandı. Nefes aldık. Ama bu nefes, taraftarın ciğerlerine dolan umut değil; daha çok boğazımıza takılan bir yumrunun geçici olarak inmesi gibi.
Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu sessizlik, ocak ayında yeniden patlak verecek olan krizin sadece ara sözü.
Yine aynı senaryo. Kulüplerimiz kasalarındaki son kuruşu sallayarak, çoğu zaman ihtiyaçları olmayan, çoğu zaman ise scout raporlarından çok menajerlerin cilalı sunumlarıyla ikna oldukları oyunculara servetler ödüyor. Peki karşılığında ne alıyoruz? Birkaç haftalık heyecan, formasını yeni giyen ismin basındaki pozu ve ardından gelen "uyum süreci" bahaneleri.
Asıl dram ise perde arkasında yaşanıyor. Geçtiğimiz sezon sözleşmesi bulunan, takımda yer açmak uğruna kapının önüne koyulan ve bedelsiz olarak yolcu edilen o futbolcular... Bir yanda milyonlarca eurolara alınan yıldızlar, diğer yanda el sıkışıp "Allah'a emanet" dediğimiz emektarlar. Bu çelişki, kulüp yönetimlerinin ne kadar plansız ve programsız çalıştığının en acı kanıtı.
İşin en vahimi, bu kısır döngünün faili sadece yöneticiler değil. Düzenin kendisi, yani yabancı kuralı gibi dayatmalar, kulüpleri adeta panik almaya itiyor. Kota dolduracak, yerlisiyle yabancısıyla bir "karmakarışık" yaratacaksın diye, isabetsiz transferlerin önü açılıyor. Sınırlama getirirken amacın yerli oyuncuyu korumak olduğunu söylüyorsun ama sonuçta yerli oyuncular bankoda bekliyor, yabancılar ise maliyetleri katlayarak "zorunlu" hale geliyor.
Ve en büyük çelişki; borç batağındaki kulüplerin mirasyedi tavırları. Bankalar Birliği'yle anlaşma yapıp yeniden yapılandırmaya giden, kasasında nakit bulunmayan, hatta icralık olan kulüplerin bir anda bonservis pazarlıklarında "şu kadar milyon daha verelim, olsun bitsin" demeleri futbol ahlakıyla değil, tamamen vurdumduymazlıkla açıklanabilir. Har vurup harman savurmak, bu ülkenin futbol kültürüne işlemiş bir virüs gibi.
Bu noktada sormak zorundayım: Mali disiplin nerede? Avrupa'da Finansal Fair Play (FFP) kuralları ihlal edildiğinde kulüpler Avrupa kupalarından men edilirken, bizde bu hesapsız harcamaların tek yaptırımı taraftarın sosyal medyada açtığı #istifa etiketlerinden ibaret. Bu tabloyu değiştirecek olan ne yazık ki siyasi irade ya da futbol otoriteleri değil; tüketici bilincine sahip, "Bu oyuncuya neden bu kadar para veriyorsun?" diye soran taraftar topluluğudur.
Biz taraftarlar artık bu oyunun bir parçası olmaktan yorulduk. İstediğimiz, kulübümüzün kendi ayakları üzerinde durması, altyapıdan gelen çocuklara şans verilmesi, harcanan her kuruşun hesabının sorulduğu şeffaf bir yönetim anlayışıdır.
Ama ne yapalım? Bu transfer sezonu bitti. Şimdilik susalım, futbolun keyfine bakalım. Çünkü biliyoruz ki daha ocak ayı gelmeden, menajerler uçaklara binecek, kameralar parlama patlamalarıyla yeniden dolacak ve o "süper bomba" haberleriyle uyanacağız. Yine aynı muhasebe, yine aynı israf.
Bu yazıyı, bir sonraki çılgınlığa kadar bir kenara kaldırıyorum. Lakin bilin ki, o gün geldiğinde bu sitemler yeniden tazelenecek. Çünkü biz unutsak da, borçlar unutmuyor. Ve bu kısır döngü, ancak "yeter" diyene kadar devam edecek.