Devlet baba, ay dede, adam gibi adam, iş adamı, bilim adamı… Kadın bu işin neresinde? Bütün büyüklükler şimdiye kadar erkeklere pay biçilmiş. Kadına da sanki mecburmuş gibi doğurganlık simgesi toprak ana kalmış.

İster istemez belli değil, habire doğurmuş doğurmuş. Kadının kutsallığını doğurganlık, iffet, masumiyet ve boyun eğmekten ibaret sayan erkek milleti mitolojiye de el atarak ayrımcı tohumları binlerce yıl öncesinden ekmiş. Mitoloji, tarih, edebiyat tarihinin erkek egemen (ataerkil) anlatıları, yüzyıllar boyunca kadını kendi arzularına, korkularına ve kontrol arzularına göre evcil ya da kontrol edilemez olarak ikiye ayırmış.

Erkekler melek, kadınlar şeytan!

Mitos ve tarih, kalemi elde tutan erkeğin yazıcılığı ile ortaya çıktığı için mitoslar, erkek egemen karakteri ile öne çıkıyor. Kadının mitosu ve tarihi bile yine erkek tarafından yazılmış. Yani çok bilen erkekler hep bizim adımıza kararlar vermiş; bizi şeytan ya da uysal kadınlar olarak ikiye ayırmış. Mitoslarda kadınların “idealleştirilmesi” ya da “şeytanlaştırılması” hadisesi gözleniyor. Erkek anlatıcılar, kadını kendi gerçekliğiyle yansıtmak yerine “günahkâr/yıkıcı kadın" ve "kutsal/ideal kadın" olarak tanımlayarak cennetten onları bizim kovdurduğumuza dahi yüzlerce nesli inandırmış.

Örnekse:

Tehlikeli ve yıkıcı kadın: (Femme Fatale/canavar) Dünyadaki tüm kötülüklerin anası olarak görülen Pandora, yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulmaya neden olan Havva, erkekleri taşa çeviren Medusa veya erkekleri büyüleyip felakete sürükleyen Lilith gibi figürler, erkeğin kadınsal güç ve cinsellik karşısındaki korkularının birer yansıması olarak mitolojide yerini almış.

Kutsal ve ideal kadın: Erkek anlatılarına göre "makbul" olan kadınlar genellikle sadık, fedakâr ve sessiz. Örneğin Odysseia destanındaki Penelope, kocasını yıllarca sadakatle bekleyen ideal eşin sembolü olmuş. Meryem Ana da aynı şekilde saf, temiz ve her türlü dünyevi arzudan arınmış kadının en üst kurgusu; sadece anne ve şefkat figürü olarak anılan kadın haline gelmiş.

“Hermes kocam değildi, hatta arkadaşım bile sayılmazdı. Zehirli bir yılandı o, ben de başka bir yılandım ve bu koşullar altında keyfimize bakıyorduk.” Ben, Kirke

Kalemi ele geçiren kadınlar

Günümüzde erkek egemenliğini tersine çeviren Feminist mitologlar ve tarihçiler var Allahtan. Örneğin Margaret Atwood’un Penelope'nin gözünden anlattığı “Penelopia” veya Madeline Miller’ın “Ben, Kirke” romanı gibi eserler, kalemi eline alarak mitleri ve tarihi kadının gözünden yeniden yazma cesaretinden türüyor. Bu sayede, binlerce yıldır erkek dürbününden bakan hikayeler ilk kez kadınların sesinden ideal anlamına kavuşuyor.
Hayır efendim Amazonlar çift memeliydi!

Antik Yunan’da kalem sahibi erkek anlatıcılar, İskit ve Avrasya steplerinde erkekler gibi ok atan, ata binen ve eşit yaşayan savaşçı kadınların gerçek varlığından şok olmuş, tabir caizse tırsmışlar! Atina’nın kadını evde oturan bir mal olarak gören patriyarkal geleneği için Amazonlar bir ok kadar yakınmış. Dolayısıyla onları övmek yerine gerçeği yok etmek, ataerkiyi övmek için Amazonları tek memeli bile yapmışlar!

C615314C 38F6 4Db8 B838 5C9827Dd28Ff

Medeniyet ile barbarlık arasındaki savaş: Amazonomahi

Amazonomahi (Yunanlar ile Amazonlar arasındaki savaşlar) Antik Yunan sanatında ve edebiyatında en popüler temalardan biri. Tapınak duvarlarına resmedilen bu savaşlarda yapılan ataerkil çarpıtmalar arasında erkek anlatıcıların Amazonları "vahşi, barbar, düzensiz ve doğaya yakın" olarak konumlandırması yer alıyor. Bilin bakalım Yunan erkekleri nasıl tasvir edilmiş; “uygar, rasyonel ve düzen getiren…" Ben çok güldüm siz de gülün!

Eksik erkek ve kadın mutilasyonu efsanesi

Yunan erkek dünyası, bir kadının hem kadın kalabilip hem de muazzam bir savaşçı olabileceğini zihnen kavrayamamış. Bu yüzden kadının gücünü rasyonalize etmek için Hipokrat gibi yazarlar, "göğüs kesme" efsanesini uydurmuş. (Yunanca a-mazon "göğüssüz" demek.) Oysa o döneme ait hiçbir Yunan vazosunda veya heykelinde göğsü kesik bir Amazon tasviri yok; tam tersi hepsi iki göğüslü ve estetik çizilmiş.

Amazon miti kadının gücü, özgürlüğü ve anaerkil baskısını barındıran gerçekliğine karşı erkekceğizlerin elinden, erkeğe boyun eğmek zorunda olan, yoksa helak olmayı, vahşi kadınlara dönüşmeyi hak eden cinsiyet safsatasına dönüşmüş.

Özetle mitoloji yazan erkekler zamanında anne terliğinin tadına baksaymış şimdiye kadın-erkek daha eşit bir söylence tarihi kalırmış.