Sporu yalnızca kilo vermek için mi yapıyoruz? Yoksa bugün yaptığımız egzersiz, aslında gelecekte nasıl yaşlanacağımızı mı belirliyor?

Merhaba,

ŞOK gazetesindeki ilk köşe yazımla sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyorum. Öncelikle biraz kendimden ve neden spor üzerine yazmak istediğimden bahsetmek istiyorum.

Ben sporun içine çocuk yaşta girdim. 6 yaşından beri yelken sporuyla uğraşıyorum. Yıllar boyunca birçok kez Türkiye şampiyonluğu yaşadım ve ülkemi yurt dışında milli sporcu olarak temsil ettim. Spor benim için hiçbir zaman yalnızca bir hobi olmadı; hayatımın, eğitimimin ve karakterimin önemli bir parçası oldu.

Yelkendeki başarılarım doğrultusunda eğitimimi de spor üzerine şekillendirdim. Muğla Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda eğitim aldım. Üniversite yıllarımda tenisle tanıştım. Babamın da tenis antrenörü olmasıyla bu branşa ilgim daha da arttı ve tenis antrenörlüğü belgesi aldım. Mezun olduktan sonra dört yıl beden eğitimi ve spor öğretmeni olarak görev yaptım.

Spor hayatımın bu kadar büyük bir parçası olunca zamanla tek bir branşla yetinmedim. Farklı sporları denemek, her birinin bana farklı bir şey kattığını görmek benim için büyük bir keyfe dönüştü. Muğla’da üniversitede öğrenciyken hafta sonları Akyaka’ya gidip kitesurf dersleri alırdık. İstanbul’a geldikten sonra farklı binicilik kulüplerinde eğitimler aldım. Bunun yanında Ataşehir Golf Kulübü’nde iki yıl boyunca golf eğitimi aldım.

Pandemi döneminde öğretmenliği bırakarak kurumsal iletişim alanına yöneldim. Ancak spor hayatımdan hiç çıkmadı. Tam tersine, farklı branşları tanıdıkça spora olan ilgim ve bakış açım daha da genişledi.

Bugün aktif olarak fitness ve pilates antrenörlüğü yapıyorum.

Bütün bu farklı branşların bana kazandırdığı en önemli şeylerden biri, spora tek bir pencereden bakmamak oldu. Yelken bana dayanıklılığı ve mücadeleyi, tenis koordinasyonu ve refleksleri, golf sabrı ve konsantrasyonu, binicilik dengeyi, kitesurf cesareti ve bedensel kontrolü, fitness ve pilates ise güç, hareket kalitesi ve beden farkındalığını öğretti.

Bu yüzden bu köşede sizlerle yalnızca spor hareketleri ya da antrenman programları konuşmayacağız.

Sporun hayatımıza ne kattığını, bedenimize nasıl bir yatırım olduğunu ve neden yaş aldıkça spora daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu konuşacağız.

Ve ilk yazımda, belki de hepimizin sporla ilgili en büyük yanılgılarından biriyle başlamak istiyorum:

Zayıf olmak sağlıklı olmak değil.

Çoğumuz spora bir şeyleri değiştirmek için başlıyoruz.

Kilo vermek, incelmek, sıkılaşmak, daha fit görünmek, kıyafetlerin içinde kendimizi daha iyi hissetmek… Özellikle sosyal medyanın da etkisiyle sporu çoğu zaman aynadaki görüntümüz ve tartıdaki rakam üzerinden değerlendiriyoruz.

Peki gerçekten sporun amacı sadece kilo vermek mi?

Bence spora bakış açımızı biraz değiştirmemizin zamanı geldi.

Çünkü zayıf olmak, sağlıklı olmak anlamına gelmiyor.

Dışarıdan baktığımızda çok zayıf birini “fit” olarak değerlendirebiliyoruz. İnce bir bel, ince bacaklar ve düşük bir kilo bize sağlıklı bir beden görüntüsü verebiliyor. Oysa bir bedenin sağlıklı olup olmadığını yalnızca aynaya bakarak ya da tartıya çıkarak anlamamız mümkün değil.

Kas kütlemiz, vücut yağ oranımız, gücümüz, dayanıklılığımız ve hareket kapasitemiz de en az kilomuz kadar önemli.

Yani hedefimiz yalnızca daha küçük bir beden olmamalı.

Asıl hedefimiz daha güçlü, daha sağlıklı ve daha uzun süre iyi çalışan bir beden olmalı.

Çünkü aslında spor, bedenimize yaptığımız uzun vadeli bir yatırım.

Bugün yaptığımız bir egzersizi yalnızca o gün kaç kalori yaktığımız üzerinden değerlendirmek büyük bir yanılgı. Yaptığımız her antrenman, gelecekte nasıl bir bedende yaşayacağımıza yapılan bir yatırım. Bugün kazandığımız güç ve koruduğumuz kas kütlesi, ilerleyen yıllarda nasıl hareket edeceğimizi, hareket kabiliyetimizi ne kadar koruyabileceğimizi ve günlük hayatımızı ne kadar bağımsız sürdürebileceğimizi etkiliyor.

Başka bir deyişle, bugün yaptığımız egzersiz yalnızca bugünkü bedenimiz için değil, gelecekteki bedenimiz için de yapılıyor.

Özellikle yaş aldıkça kas kütlemizi korumak daha da önemli hale geliyor. Bu nedenle direnç egzersizleri yalnızca daha sıkı görünmek ya da daha güzel bir vücuda sahip olmak için yapılmamalı. Güçlü kalmak, hareket kabiliyetimizi korumak ve sağlıklı yaşlanmak için de hayatımızın bir parçası olmalı.

Bugün ağırlık kaldırırken aynada sadece omuzlarımızın, kollarımızın ya da bacaklarımızın değiştiğini görüyor olabiliriz.

Ama aslında çok daha büyük bir şey yapıyoruz:

Bedenimizin geleceğine yatırım yapıyoruz.

Sporun bize sunduğu kazanımlar da yalnızca kaslarımızla sınırlı değil. Düzenli fiziksel aktivite; kalp-damar sistemimizi, dolaşım sistemimizi ve solunum kapasitemizi destekliyor. Fiziksel kapasitemizi korumamıza, günlük hayatımızda daha aktif olmamıza ve sağlığımızı uzun vadede desteklememize yardımcı oluyor.

Yani spor yaparken yalnızca daha güzel görünmek için çalışmıyoruz.

Bedenimizin bugün ve gelecekte daha iyi çalışması için çalışıyoruz.

Belki de kendimize artık “Kaç kilo olmak istiyorum?” sorusunu sormak yerine başka sorular sormalıyız.

“Nasıl bir bedenle yaşlanmak istiyorum?”

Güçlü mü?

Hareketli mi?

Dayanıklı mı?

Kendi günlük ihtiyaçlarını karşılayabilen, hareket etmekten korkmayan, bedenine güvenebilen ve ilerleyen yaşlarda da aktif bir hayat sürdürebilen bir beden mi?

İşte sporun gerçek değeri burada ortaya çıkıyor.

Elbette kilo vermek isteyen biri için egzersiz çok değerli. Daha sıkı ve fit bir görünüm elde etmek de sporun bize kazandırdığı sonuçlardan biri. Ancak sporu yalnızca tartıdaki rakama indirgediğimizde, aslında çok daha büyük bir kazanımı gözden kaçırıyoruz.

Spor yalnızca daha zayıf olmak için yapılmamalı. Daha sağlıklı yaşamak için yapılmalı.

Son yıllarda daha sık duymaya başladığımız “longevity”, yani uzun ve sağlıklı yaşam yaklaşımı da aslında tam olarak bunu anlatıyor. Amaç yalnızca daha uzun yaşamak değil; daha uzun süre güçlü, hareketli, sağlıklı ve bağımsız kalabilmek.

Ve bunun için gelecekte bir gün başlamak yerine, bugün harekete geçmek gerekiyor.

Çünkü bugün yaptığımız egzersiz, yarının bedenine yaptığımız yatırım.

Belki de spora bakış açımızı yeniden tanımlamanın zamanı gelmiştir.

Amaç sadece daha zayıf olmak değil.
Amaç daha güçlü olmak.
Daha sağlıklı olmak.
Ve en önemlisi, sağlıklı yaş almak.

Peki bunu günlük hayatımıza nasıl dahil edebiliriz?

Her gün mutlaka bir spor salonuna gitmemiz gerekmiyor. Bazen sporu hayatımıza dahil etmek, düşündüğümüzden çok daha kolay.

Hareketi günün içine yayabiliriz. Kısa bir yürüyüş yapmak, mümkün olduğunda merdiven kullanmak, uzun süre oturduğumuzda kalkıp birkaç dakika hareket etmek bile gün içindeki toplam fiziksel aktivitemizi artırabilir.

Haftamıza direnç egzersizi ekleyebiliriz. Dünya Sağlık Örgütü yetişkinler için haftada en az iki gün büyük kas gruplarını çalıştıran kas güçlendirici egzersizleri öneriyor.

Sevdiğimiz sporu bulabiliriz. Çünkü sürdürülebilen spor, mükemmel görünen ama birkaç hafta sonra bıraktığımız programdan çok daha değerlidir. Yürümeyi seviyorsanız yürüyün, Pilates size iyi geliyorsa Pilates yapın, tenis oynarken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsanız raketi elinize alın. Sporun hayatımızın bir parçası olması için öncelikle bize iyi hissettirmesi gerekir.

Ve belki de en önemlisi, spor için “mükemmel zamanı” beklememeliyiz. Pazartesiyi, yeni ayı, yeni yılı ya da birkaç kilo verdikten sonrasını beklemek yerine bugün küçük bir adımla başlayabiliriz.

Çünkü bazen hayatımızı değiştiren şey büyük kararlar değil, her gün tekrarladığımız küçük alışkanlıklardır.

Önümüzdeki yazılarda Pilates’ten tenise, binicilikten golfe, kitesurf’ten fitness ve direnç antrenmanlarına kadar farklı sporların bedenimize, sağlığımıza ve yaşam kalitemize kattıklarını konuşacağız.

Çünkü spor sadece bir antrenman değil.

Spor, bedenimizle kurduğumuz uzun vadeli bir ilişki.