Şampiyonlar Ligi, sadece yetenekle değil; akılla, dengeli oyunla ve maçın tamamına yayılan bir kararlılıkla kazanılan bir sahne.
Galatasaray'ın son sınavı, bu gerçeği bir kez daha acı bir şekilde yüzümüze vurdu. Maçın bir devresinde ya da belirli bir bölümünde üst düzey oynamak, Avrupa'nın en üst seviyesinde kazanmak için yeterli olmuyor maalesef. Önemli olan, baştan sona dengeli bir oyun inşa edip çözüm üretecek anları bu tutarlı yapının içine sindirebilmek.
Takımın geneline baktığımızda herkesin elinden geleni yapmaya çalıştığını görüyoruz. Ancak bu mücadele, sahada bir oyun kimliğine dönüşemedi. Barış Alper Yılmaz, Torreira ile birlikte en çok koşan, en çok çalışan isimdi. Fakat santrfor özelliği olmaması, onun daha fazlasını yapmasını engelledi. Kanata geçtikten sonra daha faydalı oldu; bu da aslında nerede oynaması gerektiğinin bir göstergesiydi. Leao birkaç girişimde bulundu ancak çıkardığı toplar kalabalık savunma içinde yerini bulmadı.
Rakibin olağanüstü hızlı kontraları karşısında takım adeta çaresiz kaldı. İki pas üst üste yapılamadı, hücuma çıkılamadı. Sane, Barış, Yunus; hepsi sahada kayboldu. Bir de üstüne anlamsız bir penaltı gelince Galatasaray adeta pes etti. O andan sonra direnç kırıldı, oyun disiplini tamamen çöktü.
Yine de bu karanlık tabloda bir ismi ayrı tutmak gerekiyor: Davinson Sanchez. 3-1'den sonra o olmasa, tarihi bir fark bile gelebilirdi. Ayakta kalan tek adam oydu. Belki de maçın Galatasaray adına tek tesellisi, Sanchez'in bu direnişiydi.
Sonuç olarak Galatasaray, Şampiyonlar Ligi seviyesinde bir oyun inşa edemedi. Mücadele güzel ama yetmiyor. Bu seviyede kalmak istiyorsan, maçın tamamına yayılan bir akıl, bir plan ve bir karakter koyman gerekiyor. Aksi halde hikâye hep aynı yerde bitiyor: Ayakta kalan birkaç isim ve sahadan silinen bir takım.