Milli takım çıktığı üç maçı da farklı kaybetti. Sahada oynanan futbol kimseyi memnun etmedi; ne taraftarı, ne camiayı, ne de futbolu az çok bilen herhangi birini.
Teknik direktör Montella, kendisine yöneltilen tüm istifa çağrılarına kulak tıkadı. Üstelik sadece tıkamakla kalmadı, "Ben gitmem" mesajını da dolaylı yollarla verdi. TFF ise ayrı bir âlem. Baştaki zatın ne yaptığı, neyle uğraştığı belli değil. Bir kulüp başkanından gelen "hakem isteği"ni elinin tersiyle reddetmesi gerekirken, konuyu MHK başkanına yönlendirip "gereğini yap" talimatı verdiği ortaya çıktı. Normal bir insanın bu olaydan sonra saniyesinde istifa etmesi gerekirken, gelen haberlere göre "Ne istifası?" diyormuş. Kösele misali...
Oynanan futbol bu kadar kötüyken, millet buna üzülürken, bir de hakem soruşturması patlak verdi. Ve MHK Başkanı tutuklandı. Yanında dört kişi daha. İddialar ağır: Görevi kötüye kullanma, tehdit, baskı, usulsüz atama, hatta maç öncesi hakemlere doğrudan müdahale. Bir de üstüne, mal varlığı incelemesinde ortaya çıkan astronomik rakamlar. Yani mesele sadece "yanlış karar" değil; sistematik bir çürüme.
Kepenkleri kapatıp gitmemiz gerekirken, hiçbir şey olmamış gibi, her şey normalmiş gibi davranılıyor. Bu ortamda oynanacak futbolun içine tüküreyim.
Peki bu tablo neden bu kadar tanıdık? Çünkü Türk futbolu yıllardır aynı döngüyü yaşıyor: Başarısızlık gelir, özeleştiri yapılmaz, sorumluluk alınmaz, günah keçisi aranır, bir süre sonra her şey unutulur ve aynı isimler aynı koltuklarda oturmaya devam eder. Milli takım üç maçta üç yenilgi alırken Montella'nın koltuğunun sallanmaması, aslında meselenin teknik değil, zihniyet meselesi olduğunu gösteriyor. Bir teknik direktörün gitmemesi, bir başkanın istifa etmemesi, bir kurumun kendini sorgulamaması... Hepsi aynı hastalığın belirtileri.
TFF'nin hakem atamalarına karışması, hele ki bir kulüp başkanının talebini ciddiye alıp MHK'ye yönlendirmesi, futbolun en temel ilkesine, adil rekabete vurulmuş bir darbedir. MHK başkanının tutuklanması ise bu darbenin artık ceza hukuku düzeyine taşındığını gösteriyor. Ama asıl soru şu: Sadece birkaç kişi mi suçlu, yoksa bu kişileri oraya getiren, onlara alan açan, denetlemeyen, hatta göz yuman bir yapı mı var?
Türkiye gündemi zaten ağır. Ekonomik sıkıntılar, geçim derdi, toplumsal gerilimler... İnsanların bir nebze nefes almak için sığındığı futbol bile artık kirli işlerin, iktidar kavgalarının, hesap kitap peşinde koşanların oyun alanı hâline geldi. Bu ortamda sahaya çıkan oyuncudan, tribüne gelen taraftardan, ekran başındaki izleyiciden ne bekliyoruz? Kendilerini bu çürümüş düzene adamalarını mı?
Kısacası: Milli takım üç maçta üç kez kaybetti, Montella istifa etmiyor, TFF olanları izliyor, MHK başkanı tutuklandı, ama nedense hiçbir şey olmamış gibi devam ediliyor. Bu tablo, "vah Türk futbolunun haline" demekten öte, artık "yeter artık" demeyi gerektiriyor. Çünkü bu gidişle ne milli takım düzelir, ne lig, ne de hakemlik kurumu. Sadece çürüme derinleşir.
Ve o zaman bu futbolun içine tüküreyim demekten başka bir şey kalmıyor insanın elinde.