Fenerbahçe, Rizespor karşısında zaman zaman temposu düşen bir oyun sergilese de sahadan üç gol ve üç puanla ayrılmayı başardı. Kazanırken 10 numaraları Asensio ve İrfan Can golleri atan isimlerdendi.

Bana göre bu galibiyetin değerini yalnızca skor üzerinden değerlendirmek, maçın hikâyesini ve takımın içinde bulunduğu süreci gözden kaçırmak olur.

Karşılaşmanın kırılma anı hiç şüphesiz Ederson’un skor 1-0’ken yaptığı kritik kurtarıştı. O pozisyonda gelecek bir gol, maçın bütün senaryosunu değiştirebilirdi. Brezilyalı kalecinin son haftalarda performansını istikrara kavuşturması, Fenerbahçe adına en sevindirici gelişmelerden biri.

Asensio’nun ilk 11’e dönüp golünü atması da önemliydi. Üstelik ilk golde hücum oyuncularının neredeyse tamamının organizasyona katkı vermesi, takımın hücum anlayışındaki doğru noktaları ortaya koydu. Rizespor hafife alınacak bir takım değil. Zaman zaman etkili ataklar geliştirdiler ancak Ake ve Skriniar’ın oluşturduğu savunma hattı, arkalarında Ederson gibi bir kaleciyle çok daha güvenli görünüyor.

İsmail Kartal’ın ikinci yarıda yaptığı hamleler de karşılaşmanın seyrini değiştirdi. Fenerbahçe her anında kusursuz futbol oynamadı ama oyunun kontrolünü yeniden ele alarak golleri buldu ve istediğini aldı. Futbolun gerçeği de bu değil mi? Her maç aynı tempoda, aynı kalitede oynanmaz. Bazen iyi futbolun yanında sabır, doğru hamleler ve sonucu alabilmek de gerekir.

Üç gol atıp üç puanı hanesine yazdıran bir takımı eleştirirken biraz da ölçülü olmak gerekiyor.

Üstelik milli ara dönüşünde gelen bu galibiyetin değerini küçümsememek lazım. İrfan Can, Lukaku ve Oğuz’un oyuna girdikten sonra takıma sağladığı katkı önemliydi. Özellikle İrfan Can’ın kilitlenen maçlarda çözüm üretebilen bir oyuncu olduğunu bir kez daha gördük.

Kerem Aktürkoğlu da karşılaşmanın öne çıkan isimleri arasındaydı. Çok koştu, mücadele etti, pozisyon aradı ve gol için elinden geleni yaptı. Aradığı golü bulamasa da oyun disiplininden kopmadı; asist katkısıyla da karşılığını aldı. Üstelik maçın sonunda İsmail Yüksek ve Oğuz Aydın arasında yaşanan kısa süreli gerginliğin ardından iki oyuncuyla da ayrı ayrı ilgilenerek ortamı yumuşatmaya çalıştı.

Böylesine bir mücadele ortaya koyan, skor üretmek için ısrar eden ve takım arkadaşlarını da düşünerek hareket eden bir futbolcuya yönelik eleştirilerin kişisel bir kampanyaya dönüşmesi Fenerbahçe’ye ne kazandırır? Elbette hiçbir şey.

Kerem’in hataları varsa konuşalım, performansını gerektiğinde eleştirelim. Ancak bunu yaparken hakkını da teslim edelim. Fenerbahçe’nin yerli oyuncularının önem kazandığı bir dönemde, kendi futbolcusuna yaklaşımımızda biraz daha adil olmak zorundayız.

Kazanılan maçın ardından bu kadar karamsarlık neden?

Fenerbahçe’nin iki 10 numarası da gol attı. Takım üç maçtır kalesini gole kapatıyor. Ederson güven veriyor, Kante iyi bir performans ortaya koyuyor. Ake savunmada Premier League seviyesini hatırlatan bir görüntü sergiliyor. Skriniar ise yoğun milli maç trafiğine rağmen kaptanlığın gerektirdiği sorumluluğu sahaya yansıtıyor.

Oyuna sonradan giren futbolcuların skora katkı vermesi ve teknik heyetin hamlelerinin sonuç getirmesi de cabası.

Bütün bunların ardından bazı yorumları dinleyince insan ister istemez şaşırıyor: Fenerbahçe kazandı mı, yoksa puan mı kaybetti?

Elbette eksikler var. Ben de Kerem’in oyundan alınmamasını ve değişikliklerin zamanlamasını sorguladım. Ancak teknik direktörün kararlarını değerlendirirken yalnızca o maçın 90 dakikasına bakmak yeterli olmayabilir. İsmail Kartal’ın takımla kurduğu ilişkinin, oyuncular arasındaki uyumun ve Samandıra’da oluşan atmosferin de hesaba katılması gerekiyor.

Takımın giderek daha fazla birbirini benimseyen, birlikte hareket eden bir yapıya dönüştüğünü düşünüyorum. Bu gelişimi görmezden gelerek yalnızca oyun içindeki eksiklere odaklanmak, büyük resmi kaçırmak olur.

Üstelik yapılan değişikliklerin arkasında Aston Villa maçı için hazırlanmış bir plan bulunması da ihtimal dahilinde. Belki bazı oyuncuların süreleri özellikle ayarlandı, belki de İngiltere’deki karşılaşmanın ilk 11’i düşünülerek farklı tercihler yapıldı. Bunlar kesin bilgi değil; ancak teknik heyetin planını bilmeden her kararı yanlış ilan etmek de doğru değil.

Asıl mesele: Fenerbahçe’nin fikstür dezavantajı

Bir de maç planlaması meselesi var.

Galatasaray’ın Barcelona karşılaşmasının ardından Gençlerbirliği maçına yaklaşık 90 saatlik arayla çıkacağı, Fenerbahçe’nin ise Aston Villa deplasmanından sonra Alanyaspor karşısında yalnızca 69 saatlik dinlenme süresine sahip olacağı bir takvimden söz ediyoruz.

Üstelik Fenerbahçe İngiltere’den yaklaşık 4,5 saatlik bir uçuşla Türkiye’ye dönecek. Saat farkı, yolculuk ve toparlanma süreci de hesaba katıldığında oyuncuların üzerindeki fiziksel yük daha da artacak.

Burada mesele yalnızca fikstürde hangi takımın önce veya sonra oynadığı değil. Takımların karşılaşmalar arasındaki dinlenme süreleri, seyahat mesafeleri ve fiziksel toparlanma imkânları da değerlendirilmek zorunda.

Fenerbahçe teknik heyetinin Rizespor karşılaşmasındaki tercihlerini bu yoğun takvimi düşünerek yapmış olması mümkün. Dolayısıyla önümüzdeki maçları değerlendirirken bu faktörü de unutmamak gerekiyor.

Aston Villa maçına ve Alanyaspor karşılaşmasına sabırla bakılmalı. Kayıplarda da destekçi olmak zorunda Fenerbahçeliler.

Fenerbahçe taraftarına naçizane tavsiyem şu: Aston Villa maçına şimdiden olağanüstü anlamlar yüklemeyin. Alınacak sonuca göre takımı bir anda göklere çıkarmayın ya da yerin dibine sokmayın.

Avrupa deplasmanından kısa süre sonra oynanacak Alanyaspor maçında da Fenerbahçe’nin zaman zaman topu rakibine bırakması şaşırtıcı olmayabilir. Böyle bir tercih karşısında tribünlerde sabırsızlık oluşması, takımın işini daha da zorlaştırır.

Beşiktaş karşılaşmasında oluşan baskının, takımın o dönemki kadro yapısının kaldırmakta zorlandığı bir oyun anlayışına yönelmesine neden olduğunu gördük. Aynı hatayı tekrarlamamak gerekiyor.

Fenerbahçe’nin taraftarın görmek istediği baskılı, rakip yarı sahaya yerleşen ve oyunu domine eden futbolu geliştirmesi elbette mümkün. Ancak mevcut kadronun oyun alışkanlıklarının dönüşmesi zaman alabilir. Bu dönüşümün ikinci yarıda yapılacak transfer hamleleriyle desteklenmesi de önemli.

Fenerbahçe’nin önünde hem Avrupa’da hem ligde zorlu bir dönem var. Bu dönemde ihtiyaç duyulan şey, eleştiriyi tamamen ortadan kaldırmak değil; eleştiriyi doğru zamanda, doğru ölçüde ve hakkaniyetle yapabilmek.

Fenerbahçe kazandığında da eksikleri konuşabiliriz. Fakat galibiyetin değerini yok saymadan, sahadaki olumlu gelişmeleri görerek ve oyuncuların emeğini teslim ederek…

Çünkü şampiyonluk yarışları yalnızca iyi futbol oynanan günlerde değil, oyunun istenen seviyeye ulaşmadığı maçlarda da kazanılır.

Bazen en önemli başarı, kötü oynadığın gün üç puanı alabilmektir.

Fenerbahçe bunu Rizespor karşısında başardı.

Sabır, birlik ve destek… Fenerbahçe’yi hedefe götürecek yolun temel taşları bunlar.